RUS KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNU HAKKINDA BİR İNCELEME: RUSYA’DA KİŞİSEL VERİLER NASIL KORUNMAKTADIR?

Rusya’da 152-FZ sayılı Kişisel Veriler Hakkında Federal Kanun 27 Temmuz 2006’da kabul edilmiştir. Kişisel veriler alanındaki yasal hükümler, Rusya Federasyonu Federal Mevzuatı ile (27 Temmuz 2006 tarihli 152-FZ “Kişisel Veriler Hakkında Federal Kanun”), Rusya Federasyonu İş Kanunu (Bölüm 14) ve Rusya Federasyonu Medeni Kanunu’nunda düzenlenmiştir.

            Rusya’da kişisel verilerin korunması; Rusya Federasyonu vatandaşlarının kişisel verilerinin işlenmesi, depolanması ve aktarılması ile ilgili Rusya Federasyonu mevzuatının gerekliliklerini yerine getirmeyi mümkün kılan bir dizi kompleks önlemden oluşmaktadır. Kişisel verilerin korunması kanununun gerekliliklerine göre, operatör (işletmeci), kişisel verilerin işlenmesine ve bu kişisel verilerin işlendiği bilgi sistemlerine ilişkin bir dizi kurumsal ve teknik önlemi almakla ve uygulamakla yükümlüdür.

Rus hukukunda kişisel veriler doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiye (kişisel verilerin konusu) ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.

Operatör (veri işletmeci) – kişisel verilerin işlenmesini organize eden ve (veya) gerçekleştiren ve ayrıca kişisel verilerin işlenme amaçlarını, kişisel verilerle gerçekleştirilen eylemleri (işlemler), kişisel verilerin bileşimini belirleyen, diğer kişilerle ortaklaşa veya bağımsız olarak çalışan bir devlet organı, belediye organı, tüzel kişi veya birey olarak tanımlanmıştır.

KİŞİSEL VERİLER KANUNUNUN ANA HÜKÜMLERİ

-Kişisel verilerin işlenmesi, kişisel verilerin işlenmesinin belirlenmiş amaçlarına tam olarak uygun olarak, yasal ve adil bir temelde gerçekleştirilmelidir.

-Kişisel verilerin üçüncü taraflara ifşa edilmesi veya bu tür verilerin uygun bir temel (kişisel veri sahibinin rızası veya federal yasaların gereklilikleri) olmadan yayılması kabul edilemez niteliktedir.

-Bazı durumlarda, kişisel verilerin işlenmesi yalnızca kişisel verilerin sabibinin rızası ile gerçekleştirilebilir.

-Kişisel verileri işleyen bilgi sistemleri, kişisel verilere ilişkin mevzuatın gereklerine uygun haraket etmelidir.

-Kişisel verilerin sahibi, kendi haklarını ve  menfaatlerini koruma hakkına sahiptir. Operatörün eylemlerine veya eylemsizliğine ( ihmaline) karşın haklarının korunması için yetkili olan devlet organlarına veya mahkemeye başvurarak maddi  ve (veya) manevi zararın tazminini de talep etme hakkı dahil olmak üzere diğer haklarını  ve meşru menfaatlerini de koruma ve korunmasını talep hakkına sahiptir.

-Operatör(işletmeci), kişisel verilerin sahibinin haklarının korunması için yetkili organa kişisel verilerin işlenmesi hakkında bir bildirim göndermekle yükümlüdür. Bu organ, Federal İletişim, Bilgi Teknolojisi ve Kitle İletişim Denetleme Servisidir (daha çok Roskomnadzor olarak bilinir uygulamada);

-Kanun gerekliliklerinin ihlali, hukuki, cezai, idari ve disiplin sorumluluğu doğurmaktadır.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASINI SAĞLAMAK İÇİN KOMPLEKS ÖNLEMLER

Kişisel verileri korumaya yönelik kurumsal önlemler şunları içerir:

-Kişisel verilerin işlenmesini organize etmekten ve güvenliğini sağlamaktan sorumlu kişilerin belirlenmesi;

-Kişisel verilerin alınması, işlenmesi, saklanması, aktarılması ve korunmasına ilişkin tüm süreci düzenleyen organizasyonel ve idari belgelerin geliştirilmesi ve düzenlenmesi;

-Kuruluşun ticari sürecine değişikliklerin dahil edilmesi , kişisel verileri işleyen kullanıcıları düzenleyici belgelerin hükümleriyle tanıştırılması;

-Aracılar ve kişisel verilerin aktarıldığı veya işlenmesinin emanet edildiği üçüncü taraflarla ek anlaşmaların yapılması;

-Kişisel verilerin korunmasına yönelik tedbirler listesinin belirlenmesi ve bu tedbirlerin uygulanması;

Kişisel verilerin işlenmesi ve korunmasının yasal gerekliliklere uygunluğu konusunda iç kontrolün her daim uygulanması.

Kişisel verileri korumaya yönelik teknik önlemler, yazılım ve donanımlı bilgi koruma cihazların vasıtasıyla yapılmalıdır. Kişisel verileri otomasyon araçları kullanarak işlerken, teknik koruma önlemlerinin kullanılması bir ön koşuldur ve bunların sayısı ve koruma derecesi, kişisel veri sisteminin koruma düzeyine göre belirlenir.

KİŞİSEL VERİ BİLGİ SİSTEMLERİ İÇİN GEREKLİLİKLER

Kişisel veri bilgi sistemlerinin güvenlik seviyesinin belirlenmesi, işlenen kişisel verilerin hacmine, kategorisine ve ayrıca  01.11.2012 yılından itibaren 1119 sayılı Hükümet Kararnamesine göre gerçekleştirilir ve kişisel veri bilgi sistemleri bilgi sistemlerine göre mevcut tehditlerin türüne bağlı olarak operatörler tarafından bağımsız olarak gerçekleştirilir.

Bu Kanun Hükmünde Kararname ayrıca, kişisel verilerin güvenlik seviyelerine uygun olarak bilgi sistemlerinde işlenmesi sırasında güvenliğinin sağlanmasına ilişkin gereklilikleri de tanımlamaktadır.

Ek olarak, kişisel verilerin korunması için ayrıntılı gereksinimler de belirlenmiştir, özellikle:

18 Şubat 2013 tarihli FSTEC( Rusya Teknik ve İhracat Kontrolü Federal Servisi) No. 21’in emriyle;

18 Ağustos 2014 tarih ve 378 sayılı FSB (Federal Güvenlik Hizmetinin Emri) (kişisel verileri korumak zarureti halinde koruma araçlarının kullanılması gerekiyorsa  bilgiyi  şifreleme (kriptografik)).

Ayrıca, 21 Temmuz 2014 tarihli 242-FZ sayılı Federal Kanun ve 31 Aralık tarihli 526-FZ sayılı Federal Kanun ile değiştirilen 152-FZ sayılı “Kişisel Veriler Hakkında” Federal Kanunun yeni versiyonunun gerekliliklerine uygun olarak , 2014, Rusya Federasyonu vatandaşlarının kişisel verilerinin kayıt, sistematizasyon, biriktirme, depolama, açıklama (güncelleme, değiştirme), çıkarma işlemlerinin gerçekleştirildiği bilgi sistemleri veritabanları Rusya Federasyonu topraklarında bulunmalıdır.

Kontrol

Mevzuatın uygulanması üzerindeki kontrol sağlama mekanizması aşağıdaki organlara verilmiştir:

Kişisel verilerin konularının haklarının korunması için yetkili organ (Roskomnadzor), kişisel veriler alanındaki ana denetim organıdır;

FSB(Federal Güvenlik Hizmeti), şifreleme araçlarının kullanımı açısından ana denetim otoriter organıdır;

FSTEC,( Rusya Teknik ve İhracat Kontrolü Federal Servisi) teknik bilgi koruma araçlarının kullanımı açısından denetim makamıdır.

Kişisel verilerin  korunması bakımından yetkili olan  organ, kişisel verilerin işlenmesinin Rusya Federasyonu mevzuatının gerekliliklerine uygunluğunu kontrol etmek (denetlemek) için hem planlı hem de plansız denetimler yapar ve önlemler alır.

                                                                                                          Stj. Av. Rashid Mirzayev

BÜLTEN: ANAYASA MAHKEMESİNİN 08.09.2022 TARİHLİ VE E: 2022/54, K: 2022/99 SAYILI KARARI HAKKINDA

20.09.2022 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanan 08.09.2022 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararında, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 54.maddesinin a bendi ile aynı kanunun 65.maddesinin a fıkrasının 9 numaralı bendinde yer alan “…ile öğrencilerin” ibaresinin Anayasanın 2. 7. ve 42. Maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptallerine karar verilmesini talep etmiştir.

            Davacı hakkında verilen “yükseköğretim kurumundan çıkarma cezasının” iptali istemi ile açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

            Başvuru kararında ilgili YÖK mevzuatında yer alan 54. maddenin a bendinde, itiraz konusu kuralda disiplin cezasını gerektiren eylemlerin soyut bir biçimde açıklandığı ve hangi eyleme hangi cezanın uygulanacağı hususunun açıkça belirtilmemesinin Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bilindiği üzere; Anayasamızda düzenlenen temel hak ve özgürlükler ancak Anayasa madde 13 hükmüne istinaden kanunla sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama kavramı sınırsız bir yetki olarak düşünülmeyip Anayasamızın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı düşmemelidir. Bu halde eğitim ve öğretim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp aynı zamanda  kuralların keyfi uygulanabilirliğine izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir niteliklerde olması gerekmektedir. Bahse konu kural ise açıklanan hususlardan uzak, bireylerin hangi somut duruma hangi somut cezanın uygulanabileceğini öngörmesine engel olacak şekilde belirsizdir.

            Açıklanan sebeplerle kural Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı bulanarak iptaline karar verilmiştir.

            Başvuru kararında dile getirilen diğer bir husus ise; ilgili mevzuatta yer alan 65. maddenin a fıkrasının 9. bendinde yer alan “…ile öğrencileri” ifadesi ile öğrenciler için öngörülen disiplin suç ve cezalarının kanunla düzenlenmesi gerekirken bu yetkinin yönetmelik çıkarmak suretiyle idareye verildiği hakkındadır. Bilindiği gibi; kanun koyma yetkisi TBMM’ye aittir. Bu yetki, Anayasa’nın 99. ve 129. maddelerinde yer alan istisnalar saklı kalmak kaydı,  ile devredilemez. Türevsel nitelikte olan düzenleyici işlemleri bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir.

Bu sebeple temel ilkeleri belirli olmadan ve çerçevesi çizilmeden, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmü ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı düzenleme yetkisinin yürütmeye bırakılması Anayasanın 2. ve 7. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.

Anılı ilgili mevzuatın 54. maddesinin a bendi 65. maddenin a fıkrasının 9. bendinde yer alan “…ile öğrencilerin”, “disiplin işlemleri” ve “…ile ilgili hususlar” ibarelerinin iptal edilmesi kararları, kanun boşluğu doğmasının önüne geçilebilmesi amacıyla yayımlanma tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe geçecektir.

Stj. Av. Merve Alveroğlu

YABANCI KİŞİLERİN TÜRKİYE’DE EVLENMESİ

Yabancıların Türk makamları önünde evlenebilmeleri mümkündür. Ancak onların evlenme şart, kuralları ve prosedürüne  değinmeden önce yabancı kişinin tanımını yapmamız daha sağlıklı olacaktır:

Yabancı ifadesi hem gerçek hem tüzel kişi için denilmektedir. Ancak konu evlilik olunca, bizi ilgilendiren gerçek kişi olan yabancı olacaktır. Aslında yabancı kişinin tanımı Türk Vatandaşlık Kanunun 3. Maddesinde ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişi’    olarak tanıtılmıştır.

9747 sayılı Evlendirme Yönetmeliği’nin 2. maddesinde ise  evlenme kavramı: ‘’Bir kadın ve bir erkeğin usulüne göre yetki verilmiş bir memur önünde bir aile kurmak amacı ile yapmış oldukları medenî hukuk sözleşmesi’’ olarak tanınmıştır.

Evlenecek yabancı uyruklu kişilerin, herhangi birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte müracaat etmeleri esastır. Kişiler, evlenme başvurularını yapmak için oturdukları yerin belediye evlendirme memurluklarına ya da o yerin nüfus müdürlüğüne müracaat edebilirler.

Bu şekilde evlenme engeli bulunmayan değişik cinsiyetten olan yabancı şahıslar Türkiye’de bulundukları süre zarfında resmi bir şekilde evlenmek istediklerinde belli başlı bazı belgeleri bulundurmaları, hem de yasa gereği bazı tıbbi testlerden geçmeleri gerekir (Resmî veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak sağlık raporu/resmi sağlık kurulu raporu.) . Şöyle ki:

  • Yabancı uyruklu vatandaşlar, bağlı bulundukları konsolosluktan alacakları Türkçe dilinde bekârlık belgesini (Apostille ve çok dilli belgeler hariç) Türk Dışişleri Bakanlığı’na onaylatmalıdır.
  • Pasaportlar, Türkçe tercümesi ile birlikte notere tasdik ettirilmelidir.
  • Çiftler Türkçe bilmiyor ise, müracaat esnasında yeminli tercüman bulunduracaklardır.
  •  Evlenme beyanları tercüman eşliğinde doldurulacaktır. Nikâh esnasında da  tercüman bulunduracaklardır.
  • Nüfus kayıt örneği veya evlenme ehliyet belgesi.

Yabancıların evlenme ehliyet belgesi,  yetkili merkezi makamlarca veya o devletin yerel temsilcilikleri tarafından kişinin adını, soyadını, ana ve baba adı ile doğum tarihini ve evlenmesine engel halinin bulunup bulunmadığını gösterir şekilde düzenlenerek verilmiş ve usulüne göre tasdik edilmiş olan belgedir.(yön.m. 20) 

  • Rıza belgesi.
  • Vesikalık fotoğraf.
  • Yabancıların, beyannamede beyan ettikleri adres esas alınır. Adrese ilişkin başka bir belge istenmez.

Getirilen bekârlık belgelerinde bulunması gereken bilgiler aşağıda gibidir:

•  Ad, soyad, doğum tarihi ve yeri, anne baba isimleri

•  Uyruğu, pasaport veya kimlik numarası

•  Medeni hali (Bekâr, boşanmış veya dul şeklinde) uygun olan yazılacaktır.

Önemli

•  Kadın dul ise eşinin ölüm tarihi, boşanmış ise boşanma tarihi yazılacaktır.

• Boşanmış veya dul olan kadın, kızlık soyadını belirtir doğum belgesi getirecektir.

•  Bekârlık belgelerinde kişinin evlenmesine sakınca bulunmadığını belirtir ibare bulunacaktır.

•  Tüm evrakın kanuni geçerlilik süresi 6 aydır (180 Gün)

Yukarıda beyan ettiğimiz gibi evlenecek kişiler müracaat işlemini, şahsen yapabileceği gibi vekil olarak atadığı kişi vasıtası ile de yürütebilir. Bunun için özel vekaletname düzenlenmesi ve bu vekaletnamede vekalet veren ile vekili ve evleneceği kişinin tam kimlikleri ile evlenme işlemlerinin yürütülmesi için verilmiş olduğunun açıkça belirtilmesi şarttır. Vekaletnamenin bir örneği evlenme dosyasına konulur.

SEYHAN HUKUK BÜROSU bu işlemleri uzman ve tecrübeli avukatları ile uzun yıllardan beri yürütmektedir.

STJ. AV. MARYAM ZAD

TÜRK VATANDAŞLIĞI ALMAK İÇİN 250.000 USD DEĞERİNDE TAŞINMAZ ALIM ŞARTI DEĞİŞİYOR!

Türk vatandaşlığı için alabilmek için halen yürürlükte olan  Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in  20. maddesi uyarınca Türkiye’de 250.000 USD değerinde taşınmaz ya da taşınmazlar alan yabancılar, kanunun öngördüğü diğer şartları da taşıyorsa Türk vatandaşlığına kabul ediyordu. Ortalama 3-6 aylık bir süreç içerisinde bu yol ile vatandaşlık almak isteyen kimseler Türk vatandaşı olabiliyordu.

Yakın zamanda yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı sonrasında bu sayının 400.000 USD olarak değiştirileceğine ilişkin açıklama yapıldı. Henüz yürürlüğe girmemiş olan bu değişikliğin yakın zamanda gerçekleşeceği düşünülüyor. Bu durumda Türk Vatandaşlığı alımı; Türkiye’de 400.000 USD değerinde taşınmazın veya taşınmazların alım şartına bağlanmış olacak. 

Seyhan Hukuk Bürosu, alanında uzman avukat kadrosu ile Türk vatandaşlığı alımındaki işlemlerinizi takip edebilir, tapu dairelerinde ve diğer kamu dairelerinde güvenli ve hızlı bir şekilde işlemlerinizi yürütebilir. Danışmanlık alımı için bizlere ulaşın!

YABANCILARIN TÜRKİYE’DE ŞİRKET KURMASI

  • Giriş

Günümüz global ekonomisinde, ülke ekonomilerinin kalkınma için yabancı sermayeye ihtiyaçları vardır. Özellikle Türkiye gibi emek bol sermayenin kıt olduğu ülkelerde yabancı sermaye daha fazla önem kazanmaktadır. Türk hukukuna bakıldığında, genel mevzuatın yabancı yatırımın önünün açılmasına çabalayan hükümler barındırdığı görülmektedir. Bu doğrultuda 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu yürürlüğe konmuştur. Bu kanunla, yerli ve yabancı yatırımcılara eşit davranma ilkesi getirilmiştir. Yabancı sermaye Uluslararası anlaşmalar ve özel kanun hükümleri tarafından aksi öngörülmedikçe, yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapılmasının serbest olduğu Kanun’da zikredilmiştir. Bu sayede, Türk vatandaşı olmayan birisi tek başına anonim şirket kurabilecek ve yönetim kurulunun tamamını yabancılardan oluşturabilecektir. Dolayısıyla yabancıların Türkiye’de şirket kurmasının önünde herhangi bir engel yoktur. Serbestlik durumu, yabancılar tarafından kurulan şirketlerin her sektörde faaliyet gösterebileceği anlamına gelmemektedir. Söz konusu sınırlamalar farklı mevzuatlarda ayrı ayrı düzenlenmiştir.

  • Türk Hukukunda Şirket Türleri

Türk Hukuku şirket türlerini tamamıyla ticari hayatın ihtiyaç ve gereklilikleri doğrultusunda oluşturmuştur. Türk Ticaret Kanunu sorumluluk olarak şirket türlerini sermaye ve şahıs şirketi olarak ikiye ayırmış olup Kanunu’na göre Türkiye’de kurulabilecek beş farklı şirket türü bulunmaktadır. Bunlar; Anonim şirket, limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketleridir. Sermaye şirketlerinde ortaklar yalnızca taahhüt etmiş oldukları sermaye ile şirkete karşı sorumludur. Adi komandit şirket ve kollektif şirket ise şahıs şirketleridir. Şahıs şirketlerinde ortakların şirket borçlarından ikinci dereceden ve sınırsız sorumluluğu esası geçerlidir. Bu şirketlerin kuruluşu, temel özellikleri ve işleyişleri Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kooperatifler hakkında öncelikle Kooperatifler Kanunu uygulanmaktadır. Anonim şirket ve limited şirket Türkiye’de en yaygın görülen şirket türleridir. Yaklaşık olarak tüm şirketlerin %82’si limited şirket iken, %13’ü anonim şirket, %4’ü kooperatiftir. Kollektif ve komandit şirketlerin toplamı ise yaklaşık %1 civarındadır.

  • Yabancıların Şirket Kurması

Günümüz ticaret dünyasında neredeyse tüm ülkeler yabancı yatırımları çekmek gayreti içerisindedir. Türkiye’de de yabancı yatırımlara önem verilmekte ve bu yatırımlar teşvik edilmektedir. Bu çerçevede birçok düzenleme yapılmaktadır. Yerli ve yabancı yatırımcılara eşit davranma ilkesi getirilmiş, Türk Hukuku’nda yabancı şirketlerin kuruluşunda uygulanan izin ve onay sistemi yerine Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile bilgilendirme sistemi getirilerek, yabancı yatırımcının önündeki bürokratik engeller azaltılmıştır ve eşit muamele tabi tutulmuştur. Belirtildiği üzere, Türk vatandaşı olmayan birisi tek başına şirket kurabilecek ve yönetim kurulunun tamamını yabancılardan oluşturabilecektir. Kurulacak şirketin Türk ortağı şartı aranmamaktadır. Ortaklardan birinin yabancı olmama şartı birçok ülke uygulamasında görülmemekte olup Türk Hukuku’nun yabancı yatırıma verdiği önemi gösterir niteliktedir.

Türkiye’de şirket kuruluş işlemleri kurulmak istenen şirketin türüne göre değişmektedir. Her şirket türünde farklı işlemler söz konusu olacaktır. Türkiye’de şirket kuruluş işlemlerinin, gerekli belgelerin ilgili ticaret sicili müdürlüğüne sunulması halinde tamamlanır. Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye’de şirket kurması, yerli yatırımcılarla aynı kurallara tabidir. Yabancı yatırımcılar, doğrudan şirket kurmak yerine, Türkiye’de kurulmuş bir şirkette pay devralmak suretiyle de yatırım yapabilirler. Keza devraldıkları payları başkalarına devrederek şirket ortaklığından ayrılmaları da mümkündür.

  • Yabancı Şirketlerin Türkiye’de Şube Tescili

Günümüzde ticari hacmini arttırmak isteyen yatırımcılar için uygun olan yöntemlerden biri de şube kuruluşudur. Şube tescili ile birden çok ülkeye, pazara ulaşmak mümkün olmaktadır. Yabancılar, Türkiye’de yeni bir şirket kurmayarak var olan şirketlerine şube açarak da yatırım yapabilirler.  Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari temsilci atanır. Ticari işletmenin birden çok şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur. Yabancı bir şirketin Türkiye’de şubesini tescil ettirmek için, ilgili ticaret sicili müdürlüğüne sunulması gereken birtakım belgelere ihtiyaç duyulur.

  • Yabancı Bir Şirketin Merkezinin Türkiye’ye Taşınması

Yabancı bir ülkede kurulu ticaret şirketinin merkezinin Türkiye’ye taşınması mümkündür. Merkezini Türkiye’ye taşıyan ticaret şirketlerinin tescilinde kuruluşa ait hükümler uygulanır. Ticaret sicili müdürlükleri; bu tescil sırasında, merkezini taşıyan ticaret şirketinin şirket sözleşmesinin Türk hukukuna uygun olup olmadığını veya uyarlanıp uyarlanmadığını araştırmakla yükümlüdür. Bir şirketin merkezinin Türkiye’ye taşınması halinde öncelikle ticaret şirketinin tescili için gerekli olan belgelerin müdürlüğe verilmesi gerekir.

  • Türkiye’de Şirket Kuruluşunun Avantajları

Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile yabancı yatırımcının önünde bürokratik engeller azaltılmış, yabancı yatırımcılara yerli yatırımcı ile eşit muamele sağlanmış, parayı yurtdışına serbestçe transfer etme hakkı, milli veya milletlerarası tahkim ya da diğer uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma hakkı ve bunlar gibi çeşitli haklar tanınmıştır. Türkiye’yi doğrudan yabancı yatırım konusunda cazip kılan faktörler ise; Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik konuma sahip olması, Türkiye’nin yatırım ihtiyacı, yabancı yatırımcılara sağlanan kolaylıklar, büyük bir pazar olması, üretim kalitesinin yüksek olması gösterilebilir.

  • Yabancı Yatırımcılar İçin Hukuki Danışmanlığın Önemi

Çalışmamız Türkiye’de yabancıların şirket kurması ve yabancı yatırımcıların tercih edebileceği alternatif metotlar üzerine genel bir bakıştır. Özellikle uygulama aşamasında hukuki destekten yoksun olunması halinde birçok farklı sorunla karşılaşılmaktadır. Türkiye’de yabancı yatırımcıların şirket kurması aşamasında yaşayabileceği başlıca sorunlar ve zorluklar ise; dil sorunu, hukuki mevzuatı bilmemek, devlet kurumlarının yabancılara yeterli derecede yardımcı olamaması olarak gösterilebilir. Yabancı yatırımcıların Türkiye’de şirket kurması kapsamlı mevzuat takibi ve belgelerin hazırlanma sürecinde ise oldukça dikkatli olunması gerektiğinden alanında uzman olan ekibimizle detaylı bilgi ve danışmanlık için iletişime geçebilirsiniz. Seyhan Hukuk Bürosu olarak danışmanlık hizmetimiz mevzuat aşamasından başlayıp hemen her konuda profesyonel destek şeklinde devam etmektedir. 

STJ. AV. KERİMHAN DAL

KAYNAKÇA

  • T.C. Ticaret Bakanlığı, Türkiye’de Şirket Kurmak Rehberi
  • Mushtaha Hasan, (2017) Türk Hukukuna Göre Yabancı Yatırımların Tabi Olduğu Mevzuatın İncelenmesi ve Değerlendirilmesi

YABANCILARA KONUT VE İŞYERİ SATIŞINDA KDV İSTİSNASI

Yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz ya da sınırlı ayni hak edinmesi için aranılan karşılıklılık ilkesi 2012 yılında Tapu Kanunu’nda yapılan düzenleme ile kaldırılmış, böylece yabancıların gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinimleri önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır.

Yabancıların Türkiye’de gayrimenkul alımını kolaylaştıran bir başka düzenleme ise KDV istisnasıdır.  6824 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile 1 Nisan 2017 tarihinden itibaren konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların bedelinin döviz olarak Türkiye’ye getirilmesi kaydıyla ilk tesliminde KDV istisnası getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan kurumlara ve altı aydan fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına 01 Nisan 2017 tarihinden itibaren yapılan konut veya işyeri teslimleri Katma Değer Vergisi’nden istisna tutulmuştur.

3065 sayılı KDV Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenen istisnanın kapsamına konut veya iş yeri olarak inşa edilen binalar girmektedir. Konut veya iş yerinin bu istisna kapsamında teslime konu edilebilmesi için; konut veya iş yeri olarak inşa edilen binanın yapı ruhsatının bulunması ve alıcıların kullanımına hazır vaziyette fiilen teslim edilmesi şarttır.  Kat irtifakı kurulabilen konut veya iş yerlerinde kat irtifakının kurulmuş olması  da gerekir. Ayrıca KDV istisnasından yararlanabilmenin şartlarından bir diğeri ise gayrimenkulün ilk kez satışa ve teslime konu olmasıdır.  Kat irtifakı kuruluş olan gayrimenkullerde ise fiili teslim şartı yoktur.

KDV istisnasından yararlanacak alıcıların, istisnadan faydalanabileceklerine dair, koşulları sağladıklarına dair belgeleri ibraz etmeleri gereklidir. Şu kadar ki bentte öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile alıcı müteselsilen sorumludur. İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi şarttır.

            KDV istisnası süreci; içinde barındırdığı milletlerarası özel hukuk ilkeleri, ceza koşulları gibi kapsamlı mevzuatların takibini gerektirdiği için ve belgelerin hazırlanması sürecinde oldukça dikkatli olunması gerektiği için alanında uzman avukatların yürütmesi gereken bir süreçtir. Konu hakkında uzman ve tecrübeli  ekibimizden detaylı bilgi için bizlere ulaşabilirsiniz.

Stj. Av. Kerimhan DAL

VEKALETNAME ÖLÜMDEN SONRA GEÇERLİ OLUR MU? (MANDATUM POST MORTEM)

TDK vekaletnameyi “bir kimsenin vekil olduğunu bildiren, noterlik tarafından onaylanmış belge.” şeklinde tanımlamaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 9. bölümünde vekalet ilişkisi düzenlenmiştir. Bu bölümün ilk maddesi olan TBK 502’de ise vekalet akdi tanımlanmaktadır:

Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.

Vekalet ilişkisinin zaman ve nitelik bakımından hangi işlerde geçerli olduğu ise tartışılmaktadır. Bu noktada bu yazıda vekalet ilişkisinin ölümden sonra geçerli olup olmadığı tartışılacaktır:

Konuyla ilgili olarak öncelikle TBK’nin 513. maddesinin incelenmesinde yarar vardır:

TBK M. 513 “Sözleşmeden veya işin niteliğinden ‘aksi anlaşılmadıkça’ sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır.”

Kanunun metninden anlaşıldığı üzere vekaletname ölümle birlikte son bulmaktadır. Ancak aksi kararlaştırılmışsa, bu durumda vekaletname kendiliğinden son bulmayacaktır. Yine de konuyla ilgili verilmiş kararları incelemekte fayda vardır:

Konu hakkında Yargıtay İBK’nın 1941 yılındaki kararı ise aşağıdaki gibidir:

“Vekalet sözleşmesinde müvekkilin, ölümünden sonra da geçerli olmak üzere taşınmaz malını bir başkasına devrine yönelik verilen yetkinin, müvekkil öldükten sonra da geçerli olacağı, fakat azil hakkının ölünün kanuni haleflerine geçeceği, mirası reddetmemiş olan mirasçılar tarafından zil olunabileceği çoğunlukla karar altına alınmıştır.” Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 1941/20 E. 1941/87 K. 21/02/1941 tarihli Kararında

Öte yandan ölümden sonraki yetki ile yapılan işlemlerin geçerliliği noktasındaki kararlar; işin mahiyeti ve işlemin niteliği belirlenerek, mirasçıların çıkarları ve mirasbırakanın iradesi gözetilerek alınmalıdır. Konu hakkında Yargıtay HGK’nın kararında da bu hususa şu şekilde değinilmiştir:

“Şu var ki, münferit kazandırmanın beraberinde getirdiği menfaatler çatışmasında tereke ilgililerinin (davacının) çıkarı ile kazandırmada bulunan kişinin (mirasbırakanın) çıkarını tutarlı bir biçimde uyumlu hale getirmek gerekir.” Yargıtay HGK E. 2006/3-754 K. 2006/757 T. 29.11.2006

Sözleşme Özgürlüğünün Bir Sınırı: Genel Ahlâka Aykırılık ve Kelepçeleme Hükümler

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 26. maddesi “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükmü ile sözleşme özgürlüğünü düzenlenmektedir. Bu madde ile hukukumuzda sözleşme özgürlüğü ilkesi kabul edilmiştir. Öte yandan kanunun devamındaki maddeler ise sözleşme özgürlüğünün sınırlarını belirlemektedir.

TBK 27. madde sözleşme özgürlüğünün sınırlarını “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” hükmü ile çizmiştir. Bu maddedeki kavramlar ise doktrin ve yüksek yargı kararları ile birlikte şekillenmiştir. Maddede geçen “kanunun emredici hükümleri” ifadesi net bir biçimde anlaşılmakla beraber, “ahlak” “kamu düzeni” gibi kavramlar oldukça soyut ve göreceli kavramlar olduğu için genel olarak tartışmalara konu olmuştur. Ancak pek çok gelişmiş demokraside benzer kavramlarla sözleşme özgürlüğüne sınırlama getirildiği unutulmamalıdır. Örneğin Almanya’da geleneksel hukuk kurallarından bu yana (günümüzdeki modern Alman Borçlar Kanunu’nda ( BGB) da) genel ahlâka aykırılık hükmü düzenlenmiş (BGB § 138) ve genel ahlaka aykırı olan sözleşmelerin batıl olacağı kabul edilmiştir.

Genel ahlaka aykırılık kavramından ne anlaşılması gerektiği tartışmalara konu olan önemli bir konudur. Bu konu ile ilgili Almanya’daki ilginç bir kararı anmanın faydalı olacağına inanıyorum:

Almanya’da 2013 yılında çekilen “Fack Ju Göhte” adlı film oldukça başarılı olmuş ve gişe rekorları kırmıştır. Filmin yapımcısı markayı tescil etmek için başvurduğunda ismin “genel ahlaka aykırılık” teşkil ettiği gerekçesi ile marka tescil başvurusu reddedilmiş, bu karar Alman temyiz merciilerinde de onaylanmıştır. Ancak söz konusu başvurunun reddine ilişkin AB Adalet Divanı’nda yapılan yargılamada karar hukuka uygun bulunmamış ve bozulmuştur. Bu noktada bozma kararı, sosyal bağlam üzerinde yoğunlaşmış olup “ortalama tolerans ve duyarlılığa sahip makul kişinin esas alınması” gerektiği belirtilmiştir. Filmin Goethe Enstitüsü’nde dahi eğitim amaçlı izletildiğinin altını çizen kararda filmin izlenme oranları ve tartışmalara bakıldığında “nasıl genel ahlaka aykırılık teşkil ettiğinin somut bir biçimde ortaya konması gerektiği” belirtilmiştir. (Eker, Fack Ju Göhte Kararı, IPR Gezgini)

2020 yılında alınan bu karar oldukça önemlidir. Goethe gibi büyük bir yazarın İngilizce’deki “F*ck You” küfrünü çağrıştıran bir biçimde ve alaycı olarak ele alınması referansıyla karar alan Alman mercilerinin konuyla alakalı kararları haksız bulunarak bozulmuştur.

Ülkemizde ise genel ahlâka aykırılık kavramının çerçevesi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 1948 yılında aldığı kararda şöyle izah edilmiştir:

“Bir akdin kanuna veya ahlâka ve adaba aykırı olup olmadığı konusu yoruma bağlı sorunlardandır. Bu yorum yapılırken yalnız Borçlar Kanununun koyduğu kurallar değil; memleketin sağlık ve intizamını, inzibatını sağlamak amacı ile konulmuş diğer mevzuat da göönünde bulundurulur.”  (YİBK. 14.1.1948 T., E.20, K.2)

Bu içtihatı birleştirme kararının vurguladığı önemli bir nokta vardır ve o da şudur ki:  Bir hükmün genel ahlaka aykırı olup olmaması yorumu sosyolojik bir şekilde değil yine hukuka bağlı bir biçimde genel bir hukuk zihniyeti içerisinde yapılmalıdır. Bunun en güzel örneğinin “kelepçeleme sözleşmeler” olduğunu düşündüğüm için bu noktayı kelepçeleme sözleşmeler ve hükümler ile açmak istiyorum:

Kelepçeleme sözleşmeler yüksek Yargı kararlarında doktrinden alıntılanarak şu şekilde tanımlanmıştır:

“Sözleşmeler bazen hukuka değil, ancak ahlaka uygun olmayabilir. Ahlak kuralları, hukuk kurallarından farklı olarak yazılı olmayan kurallardır. Toplumun değer yargıları ve ahlak anlayışı bir davranışın ahlaka uygun olup olmadığını tayin eder. Bu nedenle, ahlak kuralları zamandan zamana, toplumdan topluma hatta yöreden yöreye değişirler. Sözleşmenin ahlaka aykırı olup olmadığı, toplumun ahlak anlayışı göönünde tutulmak suretiyle belirlenebilir (Kılıçoğlu; 2012: 95). Bahsi geçen ahlaka aykırı sözleşmelere, ekonomik olarak zayıf ve diğerine muhtaç durumda olan sözleşme tarafının, kendisinden daha güçlü diğer tarafın isteklerini kabul ederek imzalamak zorunda kaldığı sözleşmeler örnek verilebilir. Öğretide kavram birliği olmasa da, bu tür sözleşmelere değişik isimler verilmiştir. Bunlar arasında;  “kelepçeleyen sözleşmeler”, “köleleştiren sözleşme”, “cendere sözleşmeleri”, “kımıldamayacak bir surette bağlama sözleşmesi” sayılabilir (Ünal, 2012: 2-5).” Yargıtay HGK. 22.05.2013 T. E:2012/11-1601, K:752

İzah edildiği üzere kelepçeleme sözleşmeler veya hükümler, sözleşme özgürlüğünü, sınırsız bir biçimde orantısızlaştırarak bir tarafın çeşitli kişilik haklarını veya özgürlüklerini sınırlandıran sözleşmelerdir. İlk olarak Almanya’da ele alınan bu kavram özellikle Alman hukuk camiasında oldukça tartışılmış ve çalışılarak geliştirilmiştir. Ülkemizde de bu kavram üzerine çalışmalar mevcut olup yüksek yargı kararlarında zaman zaman atıf yapılan kavramlardan birisi haline gelmiştir.

Örneğin bir Yargıtay kararında “Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca herkes çalışma hürriyetine sahip olup uyuşmazlığa uygulanması gereken 818 Sayılı Kanunun 19, 20, 155, 161 ve TMK’nın 23. maddeleri karşısında davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra 3 yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette hiçbir görevde çalışamaması bir rekabet etmeme koşulu değil, kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olup, davalının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bir hükümdür. Dolayısıyla buna dayalı cezai şart koşulu da geçersizdir” (Yargıtay 11. HD. 01.07.2014 T. E: 6520, K: 12577, e-uyar.com ) şeklinde verilen karar ile kelepçeleme sözleşmelere atıf yapılmış ve sözleşmedeki bir hüküm geçersiz sayılmıştır.

Yine bir başka Yargıtay kararında da “Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. BK’nun 19, 20, 161 maddeleri bu özgürlüğün sınırını çizmiştir. Cezai şart borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir.” (Yargıtay HGK. 22.05.2013 T. E:2012/11-1601, K:752) şeklindeki ifadeler ile dava konusun hükmün genel ahlaka aykırılık teşkil ettiğini vurgulamış ve kelepçeleme bir hüküm olduğundan bahisle geçersiz saymıştır.

Bir başka yargı kararında ise Franchise sözleşmesi bir bütün olarak ele alındığında davalının ticari faaliyetlerini ipotek altına alan kelepçeleme niteliğinde bir sözleşme olduğundan sözleşmede yer alan düzenlemenin adil olmadığı açıktır. Bu husus bilirkişi raporunda da açıkça ifade edilmiştir. Kelepçeleme sözleşmeleri, “sözleşmede kararlaştırılan hükümlerden dolayı sözleşme taraflarından birinin, ekonomik özgürlüğünün genel ahlâka aykırı sayılacak kadar aşırı derecede sınırlanması ve bu sebeple diğer tarafın keyfine tabi olur hale gelmesidir.”  (Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı – İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2016/138 K. 2020/46, T. 28.1.2020) denilerek kelepçeleme sözleşmelere örnek verilmiştir.

Her ne kadar farklı ifadelere rastlansa da yargı kararlarından ve doktrinden de anlaşılacağı üzere, sözleşme özgürlüğünü sınırlandıran “genel ahlaka aykırılık” kavramı, genel ve ahlaki bir yorumdan ziyade yine çeşitli mevzuatlara dayanarak, hukukun ruhu ve zihniyeti içerisinde kalıp , “makul, ortalama duyarlılık” ile sözleşmelerin ele alınmasını ifade etmelidir. Örneğin, kelepçeleme sözleşmeler veya hükümler, genel anlamda TMK 23. maddedeki “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.”  hükmü ile Anayasanın 48. maddesindeki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” hükmünün dayanak yapılması ile izah edilir ve uygulanır. Görüleceği üzere, bu ahlaka aykırılık çeşidi, belli mevzuatlara yaslanarak/yaklaşarak tanımlanmış ve genel bir hukuk çerçevesi içerisinde ele alınmıştır. Bu konuda büyük hukukçu Andreas Von Tuhr şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Kanun vazıh adaba muhalif olan akitleri batıl addetmek suretile m.20 gayesi itibarile kanuna yaklaşan ve fakat müeyyide itibari ile kanundan farklı bulunan ahlak kaidesini tanımaktadır. (…) Bir muamelenin adaba muhalif olduğunu tayin ve takdir için taraflar veya hakimin ahlak hakkındaki subjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine istinat etmek lazımdır.”  (Von Tuhr, 1983: 248)

Hukukumuzda her ne kadar sözleşme özgürlüğü benimsenmiş olsa da bu özgürlük sonsuz ve sınırsız değildir. Genel ahlaka aykırılık hususu da bu özgürlüğü sınırlandıran hükümlerden birisidir. Ancak bu kavram ele alınırken, tıpkı genel ahlaka aykırılığın çeşitlerinden birisi olan kelepçeleme sözleşmeler ve hükümler bahsinde olduğu gibi hukuktan bağımsız bir biçimde ve subjektif olarak ele alınmamalı, makul, ortalama duyarlılık nüansları ile hukuki mevzuatı veya bu mevzuatın ruhunu referans alacak şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.

Stj. Av. Haldun Barış, avbarishaldun@gmail.com

(Bu yazı Hür Fikirler adlı internet sitesinde yayınlanmıştır.)

Yararlanılan Kaynaklar

Akın, İrfan; Kayaözü, Zehra Büşra, Telif Hakları ve Kelepçeleme Sözleşmeleri,  TAÜHFD, 2020; 2(1): 27-48.

Ateş, Derya, Borçlar Hukuku Sözleşmelerinde Genel Ahlâka Aykırılık, Doktora Tezi, ASBÜ, 2006.

Eker, Gözde ; Fack Ju Göhte Yani Lanet Olsun Sana Göhte Kararı, İPR Gezgini, https://iprgezgini.org/2020/06/09/fack-ju-gohte-yani-lanet-olsun-sana-gohte-karari/

Kılıçoğlu, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 15.Baskı, Ankara, 2012.

Ünal, Akın, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Özel Hukuk Anabilimdalı Medeni Hukuk Bilim Dalı, 2011, tez.yok.gov.tr

Von Tuhr, Andreas, Borçlar Hukuku 1-2, Yargıtay Yayını No: 15 Çeviren: Av. Cevat Edege, 1983 Ankara.

Yüksel, Cansev Erinç; Daldaban, İhsan İbrahim, “Kelepçeleme Sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu Açısından İncelenmesi”, https://www.goksusafiisik.av.tr/Articletter/2017_Summer/GSI_Articletter_2017_Summer_Article3.pdf

Yargı Kararları

-Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı – İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2016/138 K. 2020/46, T. 28.1.2020, Lexpera

-Yargıtay Kararı- 11. HD. 01.07.2014 T. E: 6520, K: 12577, e-uyar.com

-Yargıtay HGK Kararı- 22.05.2013 T. E:2012/11-1601, K:752

-Yargıtay Kararı – 19. HD., E. 2014/3413 K. 2014/9249 T. 15.5.2014

-Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2014/11565 K. 2015/8187 T. 11.6.2015

-Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2015/3044 K. 2015/8052 T. 10.6.2015

-Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2014/10123 K. 2015/6917 T. 14.5.2015

Yetkili Makam Kararıyla Türk Vatandaşlığı Nasıl Kazanılır?

Türk vatandaşlığını yetkili makam aracılığıyla kazanabilmek için belli başlı yöntemler mevcuttur.  Bu yöntemlerin her birisi belli şartlara bağlanmıştır. En bilinen yol ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda aranan şartlar kanunun 11. maddesinde sayılmıştır.  İçişleri Bakanlığı’na yapılacak başvuru ile birlikte vatandaşlığın kazanılması değerlendirmeye alınacaktır. Yurtdışında olup Türk vatandaşlığını kazanmak isteyenler ise konsolosluklar aracılığıyla başvuru yapılabilir.

11) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;

a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne

sahip olmak,

b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek,

c) Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,

ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,

d) İyi ahlak sahibi olmak,

e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,

f) Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak

gelire veya mesleğe sahip olmak,

g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır.

Bu sayılan şartların varlığı İçişleri Bakanlığı ekiplerince denetlenerek karar verilir.

12) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler.

a) Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler.

b) (Ek: 28/7/2016-6735/27 md.) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu.(1)

c) Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler.

d) Göçmen olarak kabul edilen kişiler.

(2) (Ek: 19/10/2017-7039/29 md.) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel

teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.

Türk vatandaşlığı kazanmanın bir diğer yolu ise evlilik yoluyla kazanmadır. Evlilik doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Kanunda evlilik yoluyla vatandaşlık kazanmanın şartları sıralanmıştır:

 16 – (1) Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde;

a) Aile birliği içinde yaşama,

b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama,

c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama, şartları aranır.

(2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde

birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz.

(3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar

verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.

Türk vatandaşlığı başvurusunun reddedilmesi halinde ise itiraz yolları söz konusudur. İdarenin verdiği kararın hatalı olduğu düşünülüyorsa bu kararlara yönelik hukuki mücadele başlatılabilir. Bunun için ise tecrübeli bir hukuk ofisi ile çalışmak hak kaybının yaşanmaması için önemlidir. Seyhan hukuk, vatandaşlık işlemlerinizin tüm aşamalarında müvekkillerine etkin bir biçimde hizmet sağlamaktadır.